12 Haziran 2020 Cuma

Taslakta Unutulmuş Günlükler

 08/09/2018
 Konuşmak istiyorum, konuşmak konuşmak sıkılana kadar konuşmak. İnsanlar yüzüme bakıp sürekli aynı şeylerden bahsettiğimi söylese bile, benden uzaklaşsalar bile konuşmak istiyorum. İster mesajlaşayım ister yüz yüze konuşayım, düşüncelerimi belirtmek, birilerine ulaştırmak istiyorum.
Konuşma hakkı verildiğinde afallayıp ne düşündüğümü unutuyorum.

 Garip ya da etrafımdaki insanlarıda olmayan huylarım olabilir. Belki insanlar abartılı kendimi anlatma çabamı yanlış anlayabilir. Ama kendimi olduğum gibi kabul edeceğim. Hayallerimdeki ''ben'' gibi olmasam da benim işte. Sürekli şikayet ettiğim şuanki ben olarak her an her gün değiştiğimi biliyorum.

 Saatler benden kaçarcasına ilerliyor. Günler, haftalar, güneşler, aylar... Okulların açılmasına az kaldı. Ne hissetmem gerektiğinden emin değilim. Okuldakileri tekrar görmek garip olacak, yoğun bir sene. Sadece tembellik etmemem gerektiği hem heyecanlandırıp hem de kaçma isteğimi ortaya çıkarıyor.

 Tatilde ne yaptığım ya da ne yapmadığımı düşünmek yerine güzel günlerde olduğumu düşüneceğim. Kötü günlerden kaçmak yerine onların var olduğunu kabul edeceğim artık. Kötülük de var evet, fakat iyiliğin değerini artırmak için var. Resim yaparken gölgeyi ne kadar keskinleştirirseniz ışık o kadar belirgin durur.

---------------

 30.11.2018

Geriye dönüp baktığımda şunu demek geliyor içimden: ''Onca yolu gerçekten yürüdüm mü, yoksa sadece yürüdüğümü mü varsaydım?'' Hani hayalet bir şehre bakar gibi geçmişe bakıyorum sanki. Bir şeyler olmuş ama tam da değil, yarım yamalak.
 Hayır, bugün boşuna pişman olma günü değil. Hissizliği andıkça belirgin ''hissetme'' günü de değil. Bugün ''bu sefer olacak '' demiyorum, bugün ''sıfırdan başlangıç'' diyorum. O sıfır bu sıfır değil, uyarıyorum. Dünün olumsuzluğu olmamış gibi bir bugün.

--------

06/01/2019

 Bir şey hissetmediğimi söylediğim kaçıncı gündeyim? Bugün de dünyadayım. Bir şeyler değişti mi benim için, bilmem. Başkaları içinse , özellikle başka ülkelerdeki kimi çocuklar içinse belki bugün çok zordu, belki de sabaha ulaşamadılar, belki her şey mahvoldu onlar için. Ben mızmızlanıp nankörlük ederken yazılıyor hikayeler. Kimileri hikayelerini yaşıyor, kimileri de benim gibi şikayet edecek günleri sayıyorlar. Ne kadar anlamsız... İçi dolu olmayan cümleler her yerde. Gerçekten o kadar çoklar ki gerçek bir cümle var mı diyorum. Her cümle yalan mı? Değil tabi ki. Sadece sıradanlaşmış gibiler. Konuşuyorum, konuşuyoruz ama arkalarında gerçekten bir duygu, düşünce her zaman oluyor mu ?  Çok konuşuyoruz, az hissediyoruz, daha az düşünüyoruz.
Geziyor muyuz gerçekten , yoksa sadece yürüyor muyuz telefonlara, internete gömülürken. Gösteriş, her yerde bu kelime var. Herkes bundan şikayet ediyor. Birimiz bile bunu aşabildik mi?

 Hani köylülerle güya dalga geçilir ya, şehirliler üstünmüş gibi televizyonlarda diziler olur. Şimdi ne köy ne de köylü kaldı gibi. Telefon, internet, yapaylıkla kuşatılmışlık her yerde. Herkes şehirli, herkes birbirinden üstünken birbirinden düşük seviyede. Kaygı her yerde. Ego ve kendini küçük görmek sanki savaşıyor. Ya düz bir yoldaymışçasına umursamaz oluyoruz da ya da hiç bir düzlük yokmuş gibi şikayet ediyoruz.
Şikayet etmeye eğilim neden bu kadar çok?
Her yerde aynalar var ama görmüyoruz gerçeği. Bir paylaşımla duyarlı mı olduk?  Sorumluluk alacağım diye kaçmayı istemedin mi hiç ?

Bu kaçıncı gün memnun olmadığın, şükretmeyi bilmediğin? Hissetmiyorsun diye tembellik niye? Fark etmesen de değişeceksin, hiç bir insan aynı kalmadı ki. Olmak istediğin kişi olmak için bugün ne yaptın, peki ya dün, ondan önceki gün?

Lütfen şükretmeyi bil, lütfen bugün bir şey yapamıyorsan bile şükret...

----------------

     tarih 2019'da tahminen

 Garip geliyor, biliyor musun? Aylar öncesinde yazdığım yazıları görünce ''ben'' yazmamışım gibi. Başka biri içinde süzülenleri yazmış gibi, benden bağımsız biri.. Ekranda gördüğüm kişi , kağıtlarda, o harflerde gördüğüm kişi o an benimle konuşuyor gibi. Aylar öncesinden kaydettiğim videolar da aynı şekilde. Videoları izlediğim de o kadar garipsemiştim ki, dışarıdan böyle mi görünüyor, bu kişiyi mi görüyorsunuz ve bu kişi ben miyim?
Videoları kaydederken nasıl hareket ettiğimi hatırlıyor oluyorum, yazılardaysa tamamen farklı. Şimdi okuyunca o sözleri düşündüğümü bile hatırlamıyorum.

öylesine işte

    Biliyor musunuz, burada kimsenin kalmadığını bilmek daha rahat hissettiriyor. Çünkü bu da sorumluluğa dönüşüyor eğer başkalarının haberi varsa.                                                                               
Kendi kendimi üzmeye çalışırken buraya uğruyordum. Bunları gören birkaç kişi olunca da izleniyor hissine kapılıyor insan, sonunda da bir döngü oluşuyor; her yaptığım hareketten sonra ''evet, her şeyi abartıyorum. Evet, şımarıklık yapıyorum'' diye açıklama yapma ihtiyacı duyarken buluyordum kendimi. Söylemediysem de kendi içimde açıklıyordum. Gidip gelip arada arşivledim yayınladıklarımı, fazla kişisel diye. Gerçekten kötü durumda birisi gelip de ne kadar şımarık olduğumu düşünür diye. Büyümek fark ettiriyor bazı şeyleri.
 
 Mezuna kaldığım için bu sene tekrar sınavla uğraşıyorum, kendimce. Hani o kadar uzun zaman olmuş ki, buraya hissettiklerimi yazmak yerine arkadaşlarımla mesajlaşıyordum. Bir cümleyle hissettiklerimi ifade edebilmek yerine mesajlaşmaya has ifadeler kullanıyordum. Bazen defterlere, kağıtlara not aldım ama kendimi geliştirmek için uygun gördüğüm bu yer kadar toplu değildi.
Buraya her geldiğimde özür borçlu hissediyorum ama bunu yapmak artık zaman kaybına gibi duruyor. Burası sürekli özür dilemek için değil kendi gelişimimi gözlemlemek için, gelişime teşvik eden bir yerdi en başta. 2017'yi dolu geçmiş bir yıl olarak biliyorum çünkü dolu geçmesi için çabaladım, burada kendime hatırlattım. Şimdi bunu devam ettirmek istiyorum. 
Şımarık gördüğüm yanımla, her şeyi abartma potansiyelimle kendime gelişiyor olduğumu göstermek istiyorum. Gelişiyorum, en son buraya geldiğim zamanki benden daha iyi olmam gibi.
 
Bunun dışında kendime hatırlatmak istediğim başka bir şey daha var: benim dışımda herkes her şeyi biliyor gibi dursa da onların da bilmedikleri var. Gizlemeyi iyi biliyorlar. Bazen konuşmaya hakkım yokmuş gibi gelebilir ama benim de sesim var.
                                           
çizim profesyonelce değil ama idare etmelik şimdilik 

22 Şubat 2020 Cumartesi

Kabul Et

 Konuş, kendini yansıtabileceksen. Yaz, güvendeysen. Çiz, küçük dünyandan dışarı çıkamıyorsan. Kabul edecek misin? Yaşamadan geçirdiğin zamanını, bütün bunların sorumlusu olduğunu, kaçma.. KAÇMA

Bi' maske takmaya bile uğraşmadın, düşüncelerinden kaçmak için kendini meşgul etmedin, aksine kendini bilerek içine atıyorsun. Kendin yaptın, daha doğrusu yapmadın; hiç bir şey yapmadın. 

Odadasın, küçük bir odada. Hem gerçekte hem de kafanda. Çıkamaz mısın istesen, çıkamaz mısın? Takamaz mısın bi' maske, itemez misin kendini dışarı? Neden soluk bi' renksin enerjin varken? Nedeni önemli mi sence, nasıl kendini sivrilteceğini öğrenmen gerekirken? 
Bahanen yok ki, kaçıyorsun, amacını unutuyorsun, geçen saatin kendi ömründen bir saat olduğunu unutuyorsun.

Kulaklığını taktın dışarıdaki söylenmeleri duymamak için, ne kadar gürültü o kadar sessizlik. 


Unutmaman gereken bir şey daha var; düz bir çizgide değilsin, her şey hep aynı gitmeyecek. Bir gün sonunda bir şeyler iyi yönde değişecek, gelişecek. Sesli söylemesi komik ama nasıl ki kilo vermek isteyen insanlar farklı farklı diyetler deneyip başarısız olup yine de bir gün sonunda karar veriyorlarsa ve bu sefer gerçekten hayat değiştiren sonuç alıyorlarsa sen de yapabilirsin. O değişim şu anki hatalarına attığın adımlarla daha da yaklaşıyor.

Bugün adımını attın mı ?

18 Şubat 2020 Salı

Mızmızlanmak Yok - Size ve Bana bir Not

  Yo!
Bu sayfayı merak edip de ziyaret eden kaldı mı bilmiyorum ama evet, yeni yazı! ve yeni ben!

Şimdi neden yeni ben, neden bu klişe?  Efenim çünkü mızmızlık evresinden uzaklaştım ve artık bloğa giriş yaptığımda yakınma ortamıymış gibi görmekten kurtuldum. Geçen sene uzun bir süre yazı yayınlamama/ yayınlayamama sebeplerim arasında bu da vardı, öncesinde hep mızmızlandığım için negatif bi' hava içindeydi benim için.

Herkes belli dönemlerden geçti/geçiyor sonuçta yaş fark etmeksizin. Birinin dün keşfettiği bi' bakış açısını başkası 5 yıl önce keşfetmiş olabiliyor -bunu sürekli unutuyorum-. Burada yeni keşfettiklerimi paylaşırken '' acaba hiç konuşmasam mı, neden bildikleri şeyleri baştan anlatıyorum ki'' diye düşündüğüm de oldu ama unuttuğum şey, kendimi görmek için not aldığımdı.

Bloglarınızı okuyorum, aklıma geldikçe yeni yazılarınız takip ediyorum. Gerçekten herkesin kendi yolunu çizmesi çok etkiliyor beni, ilham veriyor. Kendinizi anlatmak için kendi ritminizi oluşturmanız, kurgularınız, incelemeleriniz... Bunlar değerli ve cesaret istiyor, teşekkür ederim paylaştıklarınız için, içinizi döktüğünüz için, keşifleriniz için..

-----Aaaaaa belki de burada günlüğe geri dönmeliyim, günlerimin nasıl geçtiğini , önemli gördüğüm anları, gittiğim yerleri, etkilendiğim kitap ve filmleri anlatmak istiyorum, VE ÇİZGİ
ROMANLARI!!!
Ve ve proje fikirleri ??? YENİ bir Hedef Listesi???? Yeni karakterlerim ve günlük sayfalarının comic versiyonları ????

Evet, birileri heyecanlı
--ayıptır söylemesi hala Ziel ismini kullanıyor olmama rağmen kendime Ziel diye hitap etmek az önce tuhaf geldi, Zi diye kısaltıyorum kaç seferdir

Kafamın dağılmasıyla konu da dağıldığı için çok uzatmadan teşekkür ederim, burada bana eşlik ettiğin için gelecekteki Ziel
Geri dönüp belki ''bu kim'' dersin, ama şuan biliyorum ki kaydettikçe daha da farkına varıyorsun sandığın gibi 0 olmadığını, SEN SIFIR DEĞİLSİN

9 Ağustos 2019 Cuma

Karanlığı Yenen Çocuk

  Bir varmış bir yokmuş. Kendine güveni zamanla azalmış çocuk varmış. Geçmişte yaptıklarını düşünür şimdi neden hep başarısız olduğunu sorgularmış. Belki de hobileri arasından en çok yakınmayı severmiş. Sadece başarısız olacağını düşünürmüş ve insanların onu sinir bozucu göreceğinden korkarmış hep. Yazdığı cümleler, konuştuğu konular hep karamsarcaymış. Yetenekleri ve uğraşları diğer insanlar için büyüleyici görülse bile çocuk için sadece bir parçasıymış.

Çocuk, artık bu karanlık bulutların dağılmasını istiyormuş. Güneşi daha sık görmek için onu daha sık anmaya başlamış. Bir gün sıradan bir insanın söylediği bir karamsarlık parçası çocuğun iyi düşüncelirini yavaşça kemirmeye başlamış ve kara bulutlar tekrar göz altlarında ağırlığını hissettirir hale gelmiş. Karanlık.. Sandığından daha uzun süre çocuğu içine hapsetmiş ama sorunlar her zaman sorun değildir. Sorunlar insanların birbirlerini daha iyi anlamalarına yardımcı olur.
Güneşin ışığını daha sık görmek için ışığı kağıtlara aktarmış, her aydınlık anısını defterle anlatmış. Her aydınlık anısını dostlarına ve balkonundaki papatyasına anlatmış.

25 Aralık 2018 Salı

Arma/ Armandaw -Hikaye-

  Kullandığım helikopterde bilinmeyen bir arıza ortaya çıkmıştı. Zorunlu iniş yaptım. Daha önceden haritalarda ya da atlaslarda hiç rastlamamıştım bu ada ülkesine. İndiğim yerde etrafıma baktım; yıkık binalar, sokaklardaki felaketlerin izleri, bağrışan insanlar…Bulunduğum yerin ilerisinde zincirlere bağlanmış bir kuş heykeli bulunuyordu. Heykelin fotoğrafını, eski bir kütüphanedeki, sayfalarının neredeyse tamamı yırtılmış bir kitap taslağında gördüğümü hatırladım. Fotoğrafın altında ‘’ Yasak Sınır Bölgesi’’ yazıyordu.

  Neden bu bölgenin daha önceden varlığını duymadığımı ve neden kitap taslağının tamamlanmamış olduğu konusu büyük bir merak uyandırmıştı. Burayı ve bu ülkeyi araştırmaya karar verdim.Birazdan heykelin yanına bu tehlikeli bölgeden olamayacak kadar monoton duran, düz gri renkli büyükçe bir araç yaklaştı ve durdu. Araçtan üniformalı ve basit kıyafetli,birazı parçalanmış bir kolye takan, bileklerine kelepçe takılmış iki kişi indi. Basit kıyafetli olan kişi suçludan çok ‘’idam edilmeye mahkum ama aslında doğruyu savunan’’ tiplere benziyordu, yüzünde öyle bir ifade vardı. Üniformalılar onu bırakıp tekrar araca bindiğinde fark ettirmeden aracın arkasına atladım. Bu şekilde bu ülkeyi daha kolay keşfedecektim.

  1-2 saat sonra ‘’ Yasak Sınır Bölgesi’’nden çıktığımızı fark ettim. Gürültü ya da kargaşa sesleri yoktu. Araç durdu, üniformalıların uzaklaştığını düşündüğümde dışarı çıktım. İlk gözüme çarpan aracın değişimi oldu. Araç  geldiği bölgenin izlerini taşıyordu, üzeri çizilmiş, camları çatlamış ve çoktan rengi siyaha dönmüştü.
   Etrafıma baktım tekrar. Şuanda bulunduğum yer oldukça yüksekti. Grup grup binalar ve çalışma alanları bulunuyordu. Bu grupların kendi sınırları örülmüştü.  Anlaşılan insanlar sınıflar halinde yaşıyordu; köleler/çalışanlar , görevliler ve yöneticiler.

 Araştırmaya ilk önce bulunduğum yerden başladım; görevlilerin bulunduğu alan. Büyük bir binaya girdim ,fark edilmemeye dikkat ediyordum. Boş bir odaya girdim. Masaların üzerinde düşük dozlu antidepresanlar bulunuyordu. Kutuların üzerinde devletin düzenli olarak dağıttığıyla ilgili bilgiler yazıyordu. İçinde yiyecekler olacağını tahmin ettiğim dolabı açtığımda paketleri aynı olan besin malzemeleri bulunuyordu. Aynı dolapta bulduğum bir defterde bu besinlerin tadı olmadığı, su gibi yaşamlarını devam ettirebilmek için insanların zorunlu olarak tükettiği yazıyordu. Defterde besinlerle ilgili yazılan bölümde üzeri karalanmış birkaç cümle yazıyordu. ‘’Besinler’’ insanların hayatlarındaki verimli çalışabilecekleri süreyi artırıyor ve düşünmelerini zorlaştırıyordu. Yaşam süreleri bir bakıma uzuyordu ve bir bakıma sağlıklıydılar fakat insanlar benim ülkemdeki gibi yemek yemekten zevk almıyor, yemek yemeyi yöneticilere hizmet olarak yapıyorlardı.

  Antidepresanlar ise bir bakıma besin değerindeydiler buradaki insanlar için. Onları iyice uyuşturup durumlarından memnun kalmalarını sağlıyor, şikayet etmelerini önlüyordu.İşçi sınıfına ,görevli sınıfa göre daha yüksek dozda antidepresanlar dağıtılıyordu yönetenler tarafından. Bu sayede insanlar şikayet etmeden, düşünmeden yöneticilere hizmet, daha doğrusu kölelik ediyordu.

   Defterde bir sürü bilgi yazıyordu.Bir göz gezdirip daha sonra okumak için yanıma aldım. Aşağıdaki şehre inip daha rahat bir şekilde defterdekileri okumak, bir yandan da buradaki hayatı incelemek istiyordum. Şehirde grupların etrafı duvarlarla örülü olduğu için bir yabancıyı içeriye öylece almayacaklarını tahmin ettim. Boş odadaki dağınık eşyalar arasında bir üniforma bulunuyordu. Üniformayı giyinip diğerleri beni fark  etmeden dışarı çıktım.

  Şehre indim ve gruplardan birinin sınırlarından içeri girdim. İnsanlar beni gördüklerine şaşırdılar. Anlamsızca bana baktılar. Sanki yıllardır yüzleri farklı bir şekle bürünmemiş gibi kırışıklık olmayan yüzlerdi bunlar. Sanırım görevliler pek ziyaretlerine gelmiyor. Bir kenara çekilip defteri elime aldım. Bir yandan bu küçük bölgeyi ve insanları inceliyordum. Defterde gruplarla ilgili bölümü buldum ve okumaya başladım.Bu ülkede para diye bir kavram bulunmuyor çünkü ülkenin diğer ükelerle iletişimi olmadığı için parayı kullanma gereksiniminde bulunmamışlar. Ülke kendi başına varlığını sürdürüyor. 

  Bu ülke daha kurulma aşamasındayken insanlar sadece ortak düşünceleri olan diğer insanlarla gruplaşmaya başlamışlar.  Oluşan gruplar ülkedeki görevleri bölüşmüşler. Her grup içinde tek ortak düşünce varmış, farklı düşünen başka gruba geçiyormuş. Böylelikle insanlar fikir paylaşımından uzaklaşıp dar görüşlü hale gelmişler. Şuan bu küçük sınırların oluşturulmasının sebebi buymuş ancak birileri bundan yararlanıp onları köleleştirmiş.

  Defterdeki eğitim bölümü gruplar bölümünün alt başlıklarındaydı. Gruplardaki insanlardan yaş olarak daha büyük olanların çalışma verimliliği gittikçe düşeceği tahmin edilerek çocuklar eğitiliyor ve verimliliği düşenlerin yerini alıyorlardı. Eğer verimliliği düşen kişilerin gruba ya da yöneticilere yararı yoksa fazlalık sayılarak  öldürülüyordu. Eğitimdeyse o grup için hangi iş ve fikir düşüyorsa çocuklar ona yönelik eğitiliyor, kendi düşünceleri ve insani yönleri uyuşturuluyordu.

  Okuduğum son cümlede insani yönleri uyuşturuluyor yazıyordu ve bu dikkatimi çekmişti.  Düşüncelerinin uyuşturulmasına özellikle dikkat ediyorlardı ama insani yönler deyince daha iyi anlamıştım. ‘’ Yasak Sınır Bölgesi’’ ni düşündüm. Oradaki insanlara yardım edilmiyordu, oraya gittiğinizde o bölge sizi etkiliyordu. Bölge kendisinden uzaklaştırıyor ,insanların oradaki insanlara merhamet etmesini bir yandan zorlaştırıyordu. Gerçi kendi hallerinin de pek farkında durmuyordu buradaki insanlar.

  Yasak  Sınır Bölgesi’yle ilgili bölümü aceleyle aradım. Sınırdan içeri girmeden önce gördüğüm felaket, şuan  bulunduğum yerden daha iyi geliyordu. Defterdeki bu bölümde fazlaca not alınmıştı. Not alan kişi Yasak Sınır Bölgesi’ne sürekli gidip geliyor olmalıydı. Defterdeki bölümü okumaya başladım yine.

  En başta yöneticilere karşı gelenler, sonra gruplaşmayı ve ‘’köleliği’’ reddedenler bu sınıra gönderiliyordu. Böyle davranışlarda bulunabilenler nasıl bu uyuşukluğa direnebilmiş diye merak ettim. O bölgedekilerin ,sınırın içindekilere göre daha az nüfusunun olmasını açıklıyordu bu. Sınır içindekiler mutlu olduklarını sanıyor, düşünmeyen robotlara dönüşüyor, buna karşılık düşünen insanlar felaketlerin içinde terk ediliyor, dünyanın haberi olmadan acı çekiyordu.
  Defterin  sonundaki imzayı fark ettim. ''Armandaw'' yazıyordu. İmzanın hemen altındaysa en başta gördüğüm sade kıyafetli kişinin kolyesinden bir parça yapıştırılmıştı.
-------


Okul ödevi olarak ütopya ya da distopya yazmamız gerekiyordu. Böyle bir hikaye yazdım, çok özgün olmasa da.Sayfa sınırlaması olduğu için çok acele geçtiğim yerler oldu.  Gördüğüm bir rüyayı temel almıştım. -Başlıkta ve en sonda geçen ''Armandaw'' kelimesi Kazakçada hayal etmek, düşlemek anlamına geliyor. Bunu bir şarkıdan öğrenmiştim. Armandaw'ın kısaltması olarak gördüğüm ''Arma'' kelimesinin karakter ismi olarak çok iyi olacağını düşündüm. Hatta bu distopya denemesinden önce bir karakterime bu ismi vermiştim. Ayrıca İspanyolcada arma, silah anlamına geliyormuş.

Hikaye hakkında görüşlerinizi, öyle olmasaydı ya da böyle olsaydı daha iyi olur dediklerinizi belirtmekten çekinmeyin lütfen!!

23 Aralık 2018 Pazar

Söz Vermek

 22.12.2018

 Güzel bir gün demiştim. Kafelerde, mağazalarda çekindiğim için,gerildiğim için geçen hafta sonu kendime söz vermiştim; bu haftasonu bir kafeye gidip bu stresten kurtulacağım, diye. Tüm hafta bunu düşündüm. Kendime söz vermiştim. Durumu düşününce bile geiliyordum, bazen geriliyorum. Bu hafta sonu kendime verdiğim bu sözü tutacaktım hani. Kendime daha önce kaç kere söz vermiştim ama tutmamıştım. İlginç değil. Sözümü tutmadım. Tutamadım, yapamadım gibi sözler sarf etmek istemiyorum. Basit bir sözü de tutmadım.

Tasarım: Moka